Sunay Akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sunay Akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2020 Pazar

Kalede 1 Başına


Üstat Sunay Akın'ın okuruna büyük keyif veren üslûbunu, tarihe mal olmuş olaylar ve insanlar arasındaki ilişkileri kurmasına vesile olan araştırmacı kişiliği ile harmanlayan; okurken insanı zamanın ve mekânın ötesine taşıyan eserlerinden biri daha...

Kendi çocukluk yıllarından başlayan anlatısını Köy Enstitüleri dönemine uzanan ve ardından 1990'lı yıllara erişen bir yolculuk olarak kurgulayan yazar, Türkiye'nin o yıllarda içinden geçmekte olduğu siyasal, kültürel ve toplumsal dönüşümü de betimler eserinde. Bu yolculuk sırasında II. Abdülhamit dönemine uzanıp hürriyet ateşinin Makedonya'da nasıl tutuştuğunu, 'Hürriyet Geyiği'nin simgelediği kahramanlara da satırlarında yer vererek aktarır bizlere.

1960'lı yıllardan başlayıp 1980'li yıllara kadar devam eden süreçte cereyan eden gençlik hareketlerini, baskıyla karşılanan emperyalizm karşıtı eylemleri, siyasi görüşleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanları, hapishanelerde yaşanan dramı anlatır, yakın tarihimizden isimlere yer vererek. Ve tüm bunları kaleme alırken de kitabın temasını oluşturan 'kaleciler' ile ilişkilendirir anlattıklarını.

Kitap yalnızca bu çerçevede ilerlemiyor. Sunay Akın, Türk ve dünya futboluna adlarını altın harflerle yazdırmış ünlü kalecilere, onların yaşam öykülerine ve yaşanmışlıklarına değinerek zihinlerimizde ve yüreklerimizde unutulmaz lezzetler bırakıyor. Kitabında yer alan öykülerinde bizleri şaşırtan isimlere de yer vererek, hayatlarının bir döneminde tozlu futbol sahalarında top koşturan bu insanları yad etmemize vesile oluyor.

22 Ocak 2017 Pazar

Hayal Kahramanları


İzlediğim bir oyununda kendisini "çağdaş meddah" olarak tanımlayan Sunay Akın'dan, insanı okudukça hayretler içerisinde bırakan bir eser daha. Hayal dünyasının başrol oyuncularının insanlık tarihinden hayat bulan öykülerini tarihin dokusu ile harmanlayarak satırlara aktaran usta yazar, okurlarının dudaklarına tebessüm kondururken bir yandan da onları düşünmeye davet ediyor.

25 Mayıs 2014 Pazar

İstanbul'un Nâzım Planı


Nâzım Hikmet'ten çok İstanbul'un hikâyesinin anlatıldığı bir kitap... Nâzım Hikmet, dizeleriyle, fikirleriyle satırlara serpiştirilmiş ve İstanbul ile buluşturulmuş. Belki de şairi anlatmanın en iyi yolu buydu, bilemem. Yazarın işine karışmak bana düşmez.

Nâzım Hikmet'in İstanbul özlemidir aslında kitabın satırlarında okurla buluşan. Onun insanlık kokan dizeleridir, her öykünün anafikri olarak hissedilen. Kız Kulesi, Galata Kulesi, atlı tramvaylar, İstanbul'un yollarında halkla buluşan ilk otomobil, İstanbul'un berberleri, simitçileri... Özetle, İstanbul'un tarihidir bizi kucaklayan.

Bizim Kız Kulesi'ne, emektar Galata Köprüsü'ne olan vefasızlığımızı da dile getirir Sunay Akın. Özellikle Kız Kulesi'nin özelleştirilmesi çok dokunmuş usta yazara. Şiir Cumhuriyeti'ni ilan ettiği adacığın ticarete peşkeş çekilmesine bir türlü kabul verememiş olduğunu dile getiriyor. Şimdi anlıyorum, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan deniz fenerlerinin neden özelleştirilmeye başlandığını ve özel girişimcilere kiralandığını. Günahları boynuna... Belki Kız Kulesi'nin kiralanmasının yolunun açılması için çıkmıştır bu kanun. Olur mu olur! Canım İstanbul böyle parsellenmedi mi? Pek çok kanun İstanbul'un paylaşılması için çıkarılmadı mı?

İstanbul'un fethi 1453'te tamamlanmamış demek ki. Yağma devam ediyor...

Bir Çift Ayakkabı


Nelere kadirmiş meğer "bir çift ayakkabı"...

Hergün ayağımıza giyip sokağa çıktığımız; bizi yorulmadan, usanmadan taşıyan ayaklarımızı toza, çamura, yağmura, kara karşı koruyan bu cefakâr dostlarımızın tarih sayfalarına yansıyan öykülerini Sunay Akın üstadın kaleminden okumak ayrı bir lezzet.

15 Mart 2014 Cumartesi

İstanbul'da Bir Zürafa


İstanbullu'nun zürafa denen o uzak diyarların gizemli hayvanıyla tanışması II. Mahmut dönemine rast gelir. Komşu devletlerin hükümdarlarına hediye olarak zürafa göndermeyi âdet edinen dönemin Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı padişahı II. Mahmut'a da bir zürafa armağan eder. İstanbul sokaklarını yavaş adımlarıyla, ahalinin hayret dolu bakışları arasında geçerek Topkapı Sarayı'na gelen zürafa ne yazık ki, hiç alışık olmadığı bu iklimde, bir kış günü gözlerini bir daha açmamak üzere kapar.