18 Şubat 2022 Cuma

Medeniyetin Bekleme Odasında


Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'nin yetiştirdiği kıymetli aydınlardan biri... Bu kitap onun kaleme almış olduğu gazete yazılarının ve kendisiyle yapılmış söyleşilerin bir derlemesi. Hukuk adamı ve ileri görüşlü bir akademisyen olmasının ötesinde yakın tarihimizi kıyaslamalı olarak ele alması; toplumsal ve siyasi alanlarda yaşadıklarımızı incelerken benzerlikleri ve birbirini tekrar eden basiretsizlikleri gözler önüne sermesi kitaba bütünlük kazandırıyor.

Osmanlı Devleti'nde Jön Türk hareketiyle başlayıp II. Meşrutiyet ile sonuçlanan demokrasi özleminin hangi koşullarda hayata geçirilmeye çalışıldığını; bu hareketin II. Abdülhamit istibdatından İttihat ve Terakki despotizmine nasıl dönüştüğünü; mecliste bir muhalefet grubu bulunsa dahi muhalefet bilincinin siyasi bağlamda bir türlü olgunlaşamadığını ve kalıcı olamadığını yalın bir dille aktarıyor.

İmparatorluğun son yıllarında cereyan eden demokrasiye yönelik bu atılımların kısır çekişmelerle, kişisel kıskançlıklarla ve iktidarda bulunmanın verdiği güç sarhoşluğuyla amacına nasıl ulaşamadığına tanık oluyoruz. Yazarın 1945-1960 dönemine ilişkin yazılarında dönemin iktidarının ve muhalefetinin geçmişten ders almamış olduğunu görmek; ülkenin tıpkı bir asır öncesinde olduğu gibi sonuca ulaştırmayan, kısır tartışma ortamlarında zamanını ve emeğini tüketmiş olduğuna şahitlik etmek yitirilmiş yıllarımıza yakılmış bir ağıtı okuyormuş hissi uyandırıyor.

Kitabında Türk İstiklâl Mücadelesi'ne de geniş yer veren Tunaya, işgal altındaki topraklarda yoktan var edilen ulusal birliğin, Müdafaa-i Hukuk zihniyetinden başlayıp Büyük Millet Meclisi'ne uzanan zahmetli yolculuğunu okurlarına başarıyla aktarıyor. Farklı tarihlerde kaleme almış olduğu yazılarında sürekli vurguladığı husus, ölüm kalım savaşı verilen o yıllarda ülkenin farklı bölgelerinde ortaya çıkmış işgal karşıtı hareketlerin, yerel savunma örgütlerinin nasıl başarıyla bir araya getirilmiş ve tek bir ülkü etrafında birleştirilmiş olduğu.

Meşrutiyet döneminde hayata geçirilemeyen bu eylemi, esaretten kurtulmak için verdiği savaş sırasında başarmış bir zihniyetin aynı gayreti çeyrek asır sonra, hem de barış ortamında gösteremiyor olmasına hayret etmemek elde değil. Bir ülkeyi, bir ulusu esaretten kurtararak yeni bir devlete kavuşturan ulusal birlik ülküsünün nasıl yıprandığını, silikleştiğini ve kendisine ancak anılarda yer bulur hâle geldiğini gözler önüne sermesi bakımından hakikaten ibretle okunması gereken bir eser.

Bu tarz eserleri okurken aklıma hep şu soru gelir: 'Türk aydını tarihsel gerçekleri kaynaklara dayandırarak bu ülkenin insanına aktarmak için didinirken kaç kişi ona kulak verir de yazdıklarını okur ve okudukları üzerinde düşünür?'

Eğer okusalardı ve ibret alsalardı tarih kendini tekrar eder miydi?

Hiç yorum yok: