12 Ocak 2021 Salı

İnsanın Anlam Arayışı


II. Dünya Savaşı yıllarında, kendilerine "varoluşsal çıplaklıklarından" başka bir şey bırakılmamış tutukluların, toplama kampında yaşadıkları zorlu koşullar karşısındaki duygusal ve davranışsal tepkilerinin nesnel bir gözlemle kaleme alındığı, yazarının "insan yaşamının anlamı" üzerine bilimsel bir bakış açısıyla çıkarımlarda bulunduğu kıymetli bir eser.

İnsanın belli koşullar altında kendi davranışsal tavrını belirleyerek yolunu tayin etmesinin onun sahip olabileceği en büyük özgürlük olduğu, kitabın tamamına nüfuz eden düşünce yapısını teşkil ediyor. Frankl'a göre insanın yaşamını anlamlı ve amaçlı kılan da işte bu özgürlüktür.

Toplama kampının insanı bedensel ve ruhsal açıdan zayıf düşüren fiziksel koşulları, ağır çalışma şartları ile gardiyanların ve imtiyazlı tutukluların zorbalığı yetmiyormuş gibi çalışamaz duruma gelenleri bekleyen gaz odalarının varlığı da tutuklulara büyük bir duygusal yük taşıtmaktadır. Ölümün, yok oluşun her an kapılarını çalabileceği gerçeği ile yaşamaya mahkûm edilmişliktir bu. Frankl'ın bu durum karşısındaki yaklaşımı, hayatın yaratıcılık ve haz yanında acı ve ölüm ile de anlam barındırabileceği yönündedir. Ona göre insanın kendi yaşamını içerdiği olanca acıyla kabul ediş yolu, yaşamına en ağır koşullar altında dahi bir anlam katma olanağı tanır. Böyle bir durumda insan onurlu bir yaşam sürmeyi de seçebilir, bir hayvan düzeyine inmeyi de.

Toplama kampındaki gözlemlerine dayanarak insanların yaşayabilecekleri zorluklara katlanmak adına bir amaç edinmeleri gerekliliğini savunan yazar, yaşamlarında herhangi bir amaç, anlam ve hedef göremeyenlerin bu yaşamı sürdürmeyi de değersiz bulduklarına ve nihayetinde ölüme kendi istekleriyle teslim olduklarına dikkat çeker. Bu görüşünden hareketle de "yaşamın bizden ne beklediği" sorusunu okurun karşısına getirir. Kişinin yaşamın anlamı hakkında soru sormak yerine bizzat kendisinin bu hayata ne verebileceğini sorgulamasının doğru olacağını ifade eder. Bu yanıtın da doğru eylemlerden ve doğru bir yaşam biçiminden oluşması gerektiğini savunur.

Özetle, kişi yaşamın anlamını sormak yerine bu sorunun muhatabının kendisi olduğunu kavrayarak kendi yaşamının sorumluluğunu almak durumundadır. Bu yüzden de yaşamın anlamı genel tanımlarla ifade edilemez. Her insanın kendi eşsizliğiyle ayırt edilmesi gibi, her insanın kendi yaşamı için üstleneceği sorumluluk da yine eşsiz ve benzersiz olacaktır.

Hiç yorum yok: