5 Mayıs 2019 Pazar

Karartma Geceleri


Eleştirel düşüncenin, hele ki hükümeti sanat yoluyla dolaylı da olsa yeren fikirlerin suç sayıldığı yıllarda, sonu hiç gelmemecesine geceler boyu süren bir kaçış... İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye sınırlarına dayandığı yılların karanlığında kendi ufkunda belki de hiç göremeyeceği şafağını bekleyen bir aydının kendisiyle, eşiyle, arkadaşlarıyla ve toplumla olan hesaplaşması...

İkinci Dünya Savaşı'na girmemiş olmasına rağmen Türkiye'nin karneye bağlı günlük hayatı, siyasi iktidarın Almanya lehine söylemleri, toplumun her geçen gün azalan özgürlükler karşısında sesini duyurmaya gayreti, Avrupa'da yükselen faşizmin ülkedeki yansımalarını eleştiren okumuşların yükselen sesi 1940'lı yılların Türkiye'sinin bir özeti olarak yansıyor Rıfat Ilgaz'ın kalemine. Eser bu bakımdan yarı otobiyografik bir nitelik kazanıyor.

Yazdığı bir şiir yüzünden hakkında arama emri çıkartılan bir öğretmen, sağlık durumunun elvermemesinden dolayı hapse girmemek için çareyi kaçmakta bulacaktır. Saklanabileceği tüm yerler polis tarafından gözetlendiği için başta kendi evi olmak üzere altına sığınacağı bir çatı bulamayacak, Eski İstanbul'un sokaklarını karartma uygulanan uzun geceler boyu adımlayıp duracaktır. Çaldığı kapılar bazen hiç açılmayacak; bazen de kadir bilir dostlarının günler boyu konuğu olacaktır. Gündüzleri saklandığı evlerde olası bir polis baskınında gafil yakalanmamak adına geceleri kalmamakta, devriye düdükleri arasında varlığını bir av gibi hissetmek pahasına kendini sokaklara vurmaktadır. Hiç gözükmeyen bir avcının nefesini her an yanı başında hissettiren bu bekçi düdükleri, sokaklar boyu devam eden bu kaçışı daha da katlanılmaz hâle getirmektedir.

İnandığı doğruları savunduğu için suçlanan ve kolluk güçlerince aranan öğretmeni, eşi ve en güvendiği arkadaşları dahi teslim olmasını öğütleyerek yalnız bırakacaktır. Devletçe suçlu görülen bir insanın kendilerine zarar verebileceği endişesiyle gösterdikleri bir tepkidir onlarınki. İnsanı uzun geceler boyu bir kat daha yalnızlaştıran duygusal bir darbe.

Savaşın Almanya aleyhine sonuçlanacağının anlaşılmasıyla birlikte aşırı milliyetçi söylemlerin hızla ortadan kaybolduğu, hükümetin faşizm sempatizanlarını tutuklamaya başladığı günlerin ilkbahara rastlaması bir tesadüf müdür? Yoksa doğanın yeniden canlandığı bu mevsim insanlığın da tüm acıları geride bırakarak hayata yeniden tutunduğu yeni bir başlangıç olarak mı betimlenmektedir?

Ülke harbe girmemiş olsa da yarı askeri nitelik taşıyan o dönem iktidarının, Avrupa'da yükselen benzeri siyasi hareketlere duyduğu sempati; uyguladığı baskıcı, özgürlükleri kısıtlayıcı ve fikir ayrılıklarına hoşgörü göstermeyen politikası satırlara yansırken ülkenin kendisini hep tekrarlayıp duracak siyasi ve toplumsal tarihinin de işaretlerini esere işliyor.

Hiç yorum yok: